7/25/2010

Sonsuzun Başlangıcı.




Beğenemiyorum bir türlü hangisi en güzeli diye. Dakikalar su gibi akıp gidiyor. Bu olmalı diyorum sonra hayır hayır öteki diyorum. Karar veriyorum sonunda geçiriveriyorum siyah olanı üzerime hemen. Saçlarım ne kadar dağınık. Şöyle böyle düzeltiyorum onları da alelacele. Makyaj mı? Hayır yapmayacağım. Hava yeterince sıcak zaten. Telefonum çalıyor, bakmadan açıyorum. O'ndan başkası olamaz zaten. O aradığında telefonun sesi kulağıma farklı geliyor hem kalbim çıkacak gibi oluyor, biliyorum kısacası, yanılmıyorum.

"Hazırlanıyorum." diyor. Gömlek beğeniyoruz birlikte. Sanki ben telefonun ucunda değilmişim de yanındaymışım gibi O anlatıyor ben dinliyorum. Sesi o kadar ruhuma işliyor ki, fikir vermekten acizim. Ne söylese farklı bir hayale dalıyorum. Neyse karar veriyoruz sonunda kapatıyoruz.

Ana fikir değişmiyor ama, "Sana bir süprizim var." Beynimde dönüp duruyor şu dört kelime. Biraz daha zorlasam meraktan öleceğim. Elimi ayağımı koyacak yer bulamıyorum, karıştıkça karışıyor herşey. Çıkamıyorum bir türlü evden, kemerini arıyor o da. Neyse sonunda adım atılıyor sokağa. Çok şükür!

Ellerim terliyor soğuk soğuk biraz da titrek. Biniyorum ilk gördüğüm minibüse. Az biraz yolum kaldığında, "Geldim ben." diyor ortada buluşmaya karar veriyoruz. Hızlı hızlı ilerliyorum mıknatısımın etki alanına girmişcesine. Onca şeye rağmen göremiyoruz bi süre birbirimizi. Kendi halimize kendimiz de gülüyoruz sonra.

Seçim yapmamı bekliyor benden süpriz için, mekan seç diyor. Ne imkansız şeyler istiyorsun be adam diye düşünmeden edemiyorum. Köprü diyorum, hani seni ilk öptüğüm yer. Sonra vazgeçiyorum ne yapacağını bilmiyorum gündüz vakti insan kaynıyor orası utanır bu kız. Yürüyoruz. Sürekli ağzında gevelediği birşeyler var. Gülüyoruz. Korkutuyor beni bu hali, tahmin etmek istemediğim şeyleri sokuyor aklıma.

"Edwardla Bellanın ayrılma sahnesini hatırlıyor musun?" diyor bir de utanmadan. Olduğum yere yığılacakken hemde. Gözlerim doluyor belli etmemeye çalışıyorum. Kötüyse yavaş yavaş söyle ne olur diyorum. "Hayır iyi bişey." diyor susuyor. Yürüyoruz, yürüyoruz..

Karşımda. İki elimi tutuyor elleriyle, heyecandan buz kesmiş parmak uçlarını ruhumda hissediyorum. Gülümsüyor ama buruk. Heyecandan mı, söyleyeceklerine üzüleceğimden mi kestiremiyorum. Sadece bir an önce öğrenmek istiyorum. Ah şeytan tarafım içimden "Kötü bir süpriz, böyle süpriz mi olur!" demeden edemiyor. Tek nefeste susturuyorum onu da. Bir kaç kez gülüyoruz halimize karşılıklı. İnsanların bakışlarından rahatsız oluyorum.

"Tamam şimdi başlıyorum." diyor en kararlı haliyle kahramanım. Nasıl seviyorum ciddiyetini bile. Bozmaya kıyabilsem oracıkta "Bırak süprizi filan." diye sarılacağım boynuna, ellerini tutmak yetmiyor. Yakın olmalıyım O'na, hep daha yakın.. Ben yine hayallerle boğuşurken o her haline aşık olduğum adam eğiliyor kulağıma doğru.

Nefesini kulağımda hissediyorum. Parmak uçları daha soğuk, elleri daha nemli. Atan kalbinin sesini duymak için sessizliğe ihtiyacım yok.

" Sensizliğin bir hiç olduğunun farkındayım. Bu yüzden seninle sonsuza uzanmak istiyorum aşkım, seninle ve ellerinle. "

Cümlenin başında nefesim kesiliyor zaten. Yüzüne bakamıyorum. Ne hissettiğimin herhangi bir dilde herhangi bir kelime ile tarifi yok. Ben daha kendime gelemezken gözgöze geliyoruz, o en sevdiğim bakış.
"Tüm evreni aradım ve kendimi senin gözlerinde buldum." onlara söylenesi en doğru söz işte. Devam ediyor..

"Şimdi o gülümseyen güzel gözlerine bakarak soruyorum ama biliyorum ki o gözler hep gülümseyecek bana.."

Hep mi? Sana ait onlar, hepsi senin diye çığlık atmak istiyorum. Sesim çıkmıyor. Suratıma yerleşen istemsiz gülümsemeye bile engel olamıyorum. İlk defa ne kadar aptal gözüktüğüme kafa yormadan delicesine gülüyorum hemde. Ellerime bakıyor. Yüzüğü alıp sağ elime takıyor ben de onun yüzüğünü takmaya çalışıyorum, ellerimin titreyişinden beceremesem de yapıyorum birşeyler işte.

"Meleğim sonsuza kadar ve sonsuzun bittiği yerde tekrar sevgilim olur musun? " diyor.

O an bulunduğumuz yer, zaman, insanlar, ilerleyen ne varsa duruyor işte. Başka hiçbirşey duymaya ihtiyacım yok. Hayatım boyunca istediğim, dilediğim her şey karşımda duruyor, benim ağzımdan çıkacak tek bir kelimeyi bekliyor. Bu sefer hissettiğim hiçbir duyguyu ertelemiyorum. Çünkü biliyorum O'na değer. O öteki ben. Sarılıyorum boynuna. Hayatımda ilk kez gerçekten sonsuza kadar tutacağım bir söz veriyorum, ne olursa olsun pişman olmayacağım, vazgeçmeyeceğim bir söz.

" Evet sonsuza kadar ve sonsuzun bittiği yerde tekrar sevgilim."


Hayatım boyunca görüp görebileceğim en mükemmel, en romantik, en düşünceli, en "ben" olan adam.
Yeryüzündeki tüm evetlerim senin. Sonsuza kadar hemde.
Her güzel şey bitse de, biz istisna olsak olmaz mı? :)
Hep yanımda kal..


Hazal.

7/12/2010

090610.

Böyle olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Hiç beklemiyordum ki.

Sıradan bir serüven, kalbimi her zamankinden biraz daha hızlı çarptıran bir masal dedim olsa olsa. Her sabah gözlerimi açtığımda nefes aldığım gerçeğinin bile farkına varmadan önce hayatımda olduğun bir güne daha başlayabildiğim için Tanrı’ya hiç etmediğim kadar şükredeceğimi bilmiyordum ki.

Bi’ insan saniyelere sığrdırabilir mi özlemini? İmkansız. İmkansızlar da oluyor insanın hayatında işte. Yanımdan ayrılıyorsun, daha rüzgar kokunu yüzüme yüzüme vurmayı kesmeden özlemeye başlıyorum seni. Bıraksalar oracıkta oturup ağlayacağım. Zaman sensiz geçmiyor, seninleyken yetmiyor. Bilmiyordum böyle olacağını ben, söylememiştin ki.

Herşey anlamsız geliyor içinde sen olmadığın zaman. Şarkıların her hecesi sana yazılıyor sanki. Bilmiyordum böylesine içime işleyeceğini varlığının. Ruhumun sen kokacağını bilmiyordum. Bedenim bir kenara, ruhum özlüyordu başka bi’ ruhu ilk defa kanarcasına. Bilmiyordum böyle olacağını, keşke söyleseydin.

Başka şeyleri de severdim önceden. Kalbimin bir yanını başka birine ayırmışken, diğer bir yanını da ağaçlarla, çiçeklerle, kuşlarla hatta yıldızlarla doldururdum. Şimdi senin dışında hiçbirşeye yer yok içimde. Olmasını isteyen bir yanım da yok zaten.

Sen varsan hayatım anlamlı. Sen varsan nefes almak güzel ve sen varsan kahkahalarım gerçekten benim kahkaham. Her ayağım takıldığında sana tutunarak doğrulmak ve her ayağın takıldığında sana ilk elini uzatan olmak kadar değerli birşey yok benim hayatımda.

Daha önce ikimizde aşık olduk. Daha önce ikimiz de bi insanı sevmenin ne demek olduğunu öğrendik ama bu farklı. Kendin için değil de, O’nun için yaşaman gerektiğinin farkında olmak gibi. O’nun için nefes almak gibi. Yavaş yavaş O olmak gibi.

Seni sevmiyorum ya da aşık değilim sevgilim. Bunlar sıradan, basit şeyler benim hissettiklerimin yanında. Sana hiçbir zaman sadece “seni seviyorum” demeyeceğim, biliyorsun. Eğer bu aşksa, yeryüzünde kimsenin hissedemeyeceği, hissettiremeyeceği kadar büyük ve mükemmel. İyi ki varsın kahramanım ve ben iyi ki senin Meleğinim. Hep ol e mi? Seninle hayatlansın bu hayatım..

If I could tear you from the ceiling, I know the best have tried

I’d fill your every breath with meaning and find a place we both could hide.

If I could tear you from the ceiling,

I’d freeze us both in time, find a brand new way fo seeing..

Your eyes forever glued to mine.

Please dont drive me blind..

7/02/2010

HF.

Saçları omuzlarının biraz aşağısına düşüyordu. Oldum olası onlarla arası iyi değildi, pek sevmezdi. Zorla uzatılmış bir sürü şekil almayan bukle. Aynaya bakmayı da pek sevmezdi. Hiçbir zaman yeterince güzel hissetmemişti kendini. Gözlerini küçük bulurdu, dudaklarını şekilsiz. Burnunu az da olsa beğenirdi ama bazen büyümeye başladığını düşünür hüzünlenirdi.

Basit şeylerle mutlu olmayı geçte olsa öğrenmişti aslında, öğretmişlerdi, öğrenmek zorunda kalmıştı ya da. İyilik meleği değildi ama insanların mutlu olmasına önem verirdi. Her açıdan düşünmeye özen gösterir, kendisini karşı tarafın yerine koyar, içini acıtsa da öyle kararlar verir, düşüncelerini öyle dile getirirdi. Hayattan pek bi' beklentisi yoktu aslında. Bugüne kadar yaptığı en büyük isyan kapıyı çarpıp çıkmak olurdu en fazla. Kızmayı beceremezdi, bana göre değil der geçer giderdi.

Ona sorarsanız basit bi' karakteri vardı. Sıradanlığında altındaydı. Bazıları onu göklere çıkarmaya çalıştıkça o kendini daha da aşağıda hissederdi. Mütevazılık değil, gerçekten öyle hissederdi. Geçmiş kesik kesikti. Hatırlayamadığı şeyler vardı, bozbulanık. Zaten geçmişle bi' derdi yoktu. Geleceği istiyordu sadece. Gerçek geleceği, mutlu olacağı hani.

Gün geldi çok ağladı. Büyüdüğünün farkındaydı ama çok fazla sancılı olduğundan Tanrı'ya yakınmadan edemedi. Sonunda o el bebek gül bebek büyüdüğü günlerde elinden düşürmediği ayaklarını yerden kesen pembe balonu geri geldi. O'nun ellerinde. Kız aldı balonu koşar adım eline. Sımsıkı tuttu ipinden çözülmesin diye annesinin tembihlediği gibi bileğine geçirip düğümler attı hatta defalarca. İki eliyle sarıldı azıcık rüzgar çıktığında.

Sonra farketti ki zaman geçmiş büyümüştü. Balondan daha çok getirenine tutunmuştu. İki eliyle, en bırakmak istemeyen haliyle. Hayatı hiçbir zaman düz bir yol olmamıştı, ayağına takılan her çelme onu biraz daha kırılgan yapmıştı, giderek daha hassas.. Sonra O'na baktı. Gözlerinden alamadığı hiçbirşey yoktu aslında. Böyle bi' şeyle ilk defa karşılaştığından bocalamadan edemedi. Bi' yudum viski aldı bardağından, gerçekler hiç bu kadar keskin olmamıştı diyerek.

Ne olduğuna kendisi bile anlam veremeden günler, aylar geçti böyle. Yeri geldi mutluluğu doruklara çıktı, yeri geldi ölümden beter acılar çekti. İnkar etti. Yalan söylemeyi pek beceremezdi. Her ne kadar büyüse de içinde bi'yer hala çocuktu, istediğini yapmazsa ağlar, istediğini duymazsa suratını asardı.

Farkında olduğu herşeyi bir bir rafa kaldırmaya karar verdi sonra. Gerçekleri inkar etmek daha az acıtır diye düşünmeden edemedi. Yanılıyordu, biliyordu. Onlar elle tutulur, gözle görülür gerçeklerdi ve kendi dünyasına almasa dahi varolmaya devam edeceklerdi.

Mucizelere inanmazdı. Batıl inançları da yoktu pek. Sıradan bi' gündü. Öyle gibiydi. Sıradan günlerde genellikle mucizeler olmazdı, imkansızlık bu demekti. Olmadı ama. Sıradan kalmadı. Daha önce pembe balonunu ayaklarına kadar getiren O, yeryüzündeki tüm pembe balonların birleşse dahi oluşturamayacağı büyüklükte umutlarla, mutluluklarla dolu kalbini getirmişti ellerine. Mucizeden daha yaraşır kelime ne olabilirdi ki?

Masaldan daha destansı diyordu kendi kendine yaşadığı her gün için. Ayağına takılan birkaç parça şeyden kurtulmak adına daha sağlam basıyordu yere ayaklarını. Gelecekle değildi derdi, geçmişleydi. O'nun ayağına takılmasından korkuyordu sadece. Birşeyler sürekli bi' yerlerden dallarını uzatıyordu ayaklarının altına, biliyordu belki geçmişindeki gibi bir masal yaşatamayacaktı O'na. Birçok yara almış ruhunun her zerresini yeniden onaramayacaktı ama deneyecekti, deniyordu en azından.

Günler gelip geçiyordu. Hergün biraz daha aydınlık hissediyordu. Aynaya baktığında gördüğü şey kendisinden çok O'ndan aldığı parçalardı. Gözleri O'nu gördükten sonra hiç olmadığı kadar kusursuz bakmayı öğrenmişti. Kendini seviyordu. O'nu ve O'nun bulunduğu yer olan bedenini de.

Mutluluk kelimesini yeniden tanımlıyordu haliyle,
Mutluluk O demekti herşeyiyle..

6/29/2010

Evlenmek Gerek.




Şimdi beni böyle saçma sapan düşünceler sardı iyi mi.

Her sabah kahvaltısında anneannemi sinir etmek adına açtığım evlilik konusu takıldı aklıma. Düğünüm olsa kimler gelir, hangi şarkılar çalar, converse mi giyerim, onu geçtim nerede otururuma kadar düşündüm iyi mi. Şimdi okurken 'Manyak mısın kardeşim?' sorusu uyandırsa da zihinlerde düşündüm n'apiyim? Daha bi en azından 4-5 hatta 6 sene var da işte eğleniyorum böyle.

Durdum durdum ordan 'Evlilik aşkı öldürür mü?' 'Aşk mı kalıcıdır, sevgi mi?' sorularına uzun atlama yaptım. Bakıyorum şöyle etrafıma mutlu çift çok az. 'Helee hölööö iyi ki evlendik bakın çok mutluyuz.' triplerine giren yok ya ne acı. Tamam belki davulun sesi uzaktan bana hoş geliyo ama sevdiğin insanla 24 saat aynı evi paylaşıyosun, kimseye hesap vermiyosun, kendi yaptığın yemeği yiyosun, kendi temizliğini yapıyosun, özgürsün ya. Özgürsün bi de ekstradan sevgilin yanında. Neyinden şikayet ediyosunuz anlamıyorum valla. - Şimdi de çok evlilik meraklısı bi kız imajı çiziyorum ama öyle abi evlenmeyi istiyorum ben niye yalan atayım ki.-

Sevgi mi aşk mı kalıcır konusuna gelince, bence aşk geçmez azizim işin heycanı orda. Sen bi' adama baktığında hala için ilk gün olduğu gibi kıpırdamıyorsa bırak evliysen de girme o yatağa. Sevgi de aşk da ebedi olabilir bence koruduktan sonra. Nasıl aşkından ölecek kadar manyak, sevgisini hissetmediğin zamanlar delirecek gibi korkak olabiliyorsan aynı atraksiyonları hayatının sonuna kadar bi şekilde sürdürürsün. Ha kendinden ödün vermek zorunda kalır mısın? Kalırsın tabii ama o da hödük değildir o da bişeyler yapar elbet. - Burda hödükse bırak git diyorum anla işte. -

Mesela ben kendimi bu konuda çok şanslı hissediyorum ha. Çünkü 6 sene dile kolay dedim ya. Çok eski dostuz bi kere. Birbirimizle ilgili bilmediğimiz hiçbişey yok. Hem sevgiliden önce arkadaş olduğumuz için beraberken inanılmaz eğleniyoruz. Adamdan saklayacağım hiçbişey yok bi' kere. Uykudan yeni uyandığımız halimizden tut baygınken, sarhoşken, ağlarken, gülerken gördü hatta ben onu kusarken bile gördüm. Daha neyinden çekineyim Allah aşkına? Konuşmadığımız konu, belirtmediğimiz fikir, girmediğimiz ortam yok. Gerçekten aştık yani bişeyleri. Öyle ki kavga edemiyoruz ya. İnsan hiç mi küsmez? Küsmüyoruz işte. Son 5 aydır böyle mod değiştirdik yine etmedik. Kıskançlıklar, laf sokmalar filan oluyo arada ama sonra oturup birlikte gülüyoruz halimize işte. Çok mutluyum o yüzden sevgiliden önce en iyi arkadaşım o benim. Yeri geldi sessiz sinema oynadık çocuklar gibi yeri geldi yağmurda yürüdük elele deli gibi.

O yüzden bişeyleri sonsuza dek sürdürmek o kadar da zor değil. Değişsen bile sahip olduğun değerleri unutmadan devam edersen aşamayacağın hiçbişey yok. İnanıyorum ki ben her ne kadar değişsem de zamanla o kahkahaların, o sarılmaların, o gözyaşlarının, o dokunuşların bana ne hissettirdiğini hiçbir zaman unutmayacağım ve gözardı etmeyeceğim. Sevgiyle aşkı bi arada sonsuza taşımak bana hiç zor gelmeyecek. Hep eğleneceğim böyle.

Emir, Ege, Ada. İki erkek bir kız iyidir iyi.

Hadi sevgili günlük, öptüm.

MerabaBenHastayımBiraz.

Öncelikle her mevsim hastalanabilen, ateşini 39,5lara çıkartıp bana serum yedirten bünyemi sevmiyorum artık. Hayatımın 8/10'u hastanelerde geçiyor. Ordan oraya koştur bir sürü tahlil yaptır zart yaptır zurt yaptır. Sıkılıyorum ben kardeşim darılıyorum iki dakikada. Üstüme üstüme geliyo duvarlar. Hele o hastane kokusu, ilaç kokusu yok mu 'böööe' triplerine sokan, aman Allahım akıllara zarar!

Neyse ben daha çok hasta insan psikolojisinden bahsetmek istiyorum. Bana özel midir bilemiycem ama herşeye alınıyorum. Böyle ne söyleseler batıyo. Takside annem 'in hadi' dedi diye oturup ağlayacaktım bi ara. Vay efendim sen neden bana 'geldik kızım in' demedin. Hastayım ya herkes etrafımda pervane olsun, ben ne istersem yapsınlar.

Eve geldik. Gelmez olaydık. Söylendim de söylendim. Gören inanmaz valla, 3 yaşında çocuktan beterim. Anne üstümü ört, anne suyumu ver, anne saçımı okşa. Anne de anne bi yere kadar. Sonra sevgilime sardım bi ara 'sevsene beni' filan. Adam 'aşığım' diyo niye çok aşığım demedi diyorum kendi kendime. 'Napıyosun' diyorum 'film izliyorum bebeğim' diyo ben burda hastayım niye film izliyosun ki diyorum. Çok önemliyim ha hayat durucak efendim ben yatıyorsam.

Burdan sonrası tamamen kabullenme faslıdır efendim. Kabul ediyorum ki hastayken çekilmez oluyorum. Tribal nazlı görl oluyorum filan hatta. Ateşim düştü kendime geldim ha. Koluma o iğneyi sokan alçak hemşire seni hiç affetmeyeceğim ama! -.-

Hadi seviyorum sizi çok unutmayın ama hastayken de sadece benimle ilgilenin ehe.*-*

6/28/2010

Sil baştaaaan.


Surat ifadem aynen böyle abi. Siyahları filan bıraktım, mavi mavi yaptım blog sayfamı. Renk geldi azizim hayatıma, mutluyum. Ne o öyle 'Ayrıntılar'mış yok 'Bir Yaşanamayanın Parantez İçleri'ymiş bırakacaksın bu ayakları. Yaşamayı bildikten sonra yapacak çok şeyin var. Oturup geçmişin davasına düşecek değilim. Hayat benim! Dilediğim gibi yaşıyorum, var mı ötesi.

'En yakın arkadaşınla çıkıyosun kaşar :)' yazmıştı biri formspringime ölsem unutmam ha. E abi napalım 6 sene sonra adamın ruh ikizim olduğunu öğrendiysem? Önceden farkettirmek için çabaladınız da ben mi anlamadım? Neyse bu konuları kurcalamanın alemi yok. Beraberiz, içim rahat. Gereksiz herkesi tek tek çıkartıyoruz hayatımızdan öyle 'hadee hödööö sigiigiit' demesekte muattap olmuyoruz, sallamıyoruz işte.

Mutlu şeyler yazıcam lan. Pembe rüyalar bile görebilirim şu saatten sonra. Biliyorum ki O hayatımda olduğu sürece hayatım böyle rengarenk kalıcak(: Ayrıca içimde kaldı ha Zeytinliye gidiyoruz herif ayağını denk al şşş.

Mutlu bi yaz, mutlu bi hayat geçiricem ben Onunla.
Maviler, pembeler, morlar hepsi benim. Meraklısı siyahlarımı alabilir.
Sonsuzluk o kadar da uzak değil bize.

Mutlu mutlu yazılarımda buluşalım amin.

Çok aşığım lan ben ehe :D

5/29/2010

03.02.

Suskunuz..
Hem de çığlık çığlığa bir suskunluk bizimkisi..

Bu konuşacak çok şeyimiz olduğundan, konuşacak gerçeklerimiz, üzerine gidilecek onlarca yaramız olduğundan hatta.

Evet bu konuşacak bir şeyimiz olmadığından değil. Konuşmaya çalıştığımız şeylerin, bizi alıştığımız yalnızlığımızdan uzaklaştırması aslında korkumuz..
İkimizde cesaret edemiyoruz. Öylesine alışmışız ki içimizde büyüttüğümüz yalnızlığımıza. Seviyoruz onu. Belki de yaşandığında yok olacağı korkusu bizi tereddütte düşüren. Kaybetmekten korkacağımız bize ait bir şey oluşturma kaygısı..

Sen yapamadığın hamlenin, hayatın boyu inanmak istediğin değerlere sahip gibi gördüğün düzeni yok etme girişiminden başka bir şey olmayacağını düşündün hep.. Bense yılların verdiği bir alışkanlıkla içinde var ettiğim bana, daha fazla acı vermemek için susmayı tercih ettim..

İçimden çığlık atarak susuyorum..
Susuyorum.
İçimde o kadar güzelsin ki..
Sana susuyorum.

Demiştim ya "yüreğim susmayı öğreniyor". Aslı yok. Sevdiğini anladığında içinde duyduğun çığlığın yankısı hiç bitmiyor. O hiç susmayacak.. Her gün, her saat bana haykıracak, bağıracak, parçalayacak içimi. Benimse yüzümde o gülümsemem yer edinecek tekrar..

Gideceksin birgün, kendi yalnızlığına, kendin gibi gördüğün başka yalnızlara.

Acıyacak, kanayacak belki de günlerce, aylarca, yıllarca. Göstermeyeceğim sana. Bana hep ne kadar asil bir yüreğimin olduğunu söyler dururdun ya, isyanım kalbimim ezilmiş parçalarının üstünü örtüp sessizce çekip gitmek olacak yalnızca. Görmeyeceksin ve duymayacaksın beni, kimsesizliğimi, ıssızlığımı.

Her soğuk üşütemediği gibi, her ateş de yakamazmış insanı..
Üşüyorum; alev alev üşüyorum.
Hani saatlerce sessiz, tek kelime etmeden sana bakışlarım var ya;
gözlerinde beni ısıtacak olan anlamları yakalamaya çalışma çabamdan başka birşey değil.

Ve her yakaladığımda kaybettiğimi hissetmemden öteye gitmeyen bekleyişler..
Ve her kaybettiğimde yeniden yakalama çabam..

5/22/2010

KızKardeşlerime..

Melda'ma ve Ceyda'ma ithafen;

Aladım ki ne söylersem söyleyeyim ağzımdan çıkmayacak seni anlatacak derecede mükemmel bir kelime. Ne yana dönersem sana çıkıcam ben. Attığım her adım sonu bilinmez bir yolda sana yaklaştıracak beni. Bilsen de bilmesen de ben yolundayım. Sana doğru sonsuz umutlarla.

Yanımdaki bal köpüğü gözlerinde hüzün taşıyan bal kız da öyle. Hiç gelmeyecek sevgilileri bekliyoruz birlikte. Hayatla barışık tek yanımız bu. Diğer sabaha nasıl uyanacağımızı bilmeden düşünüyoruz onları. Özlüyoruz. Belki de ertesi günü gelecek bir haberde öleceğimizi bile bile umut ediyoruz. İstiyoruz. Ah be bal kız, biz hiç uslanmıyoruz.

Ya sen kahverengi gözlerinde her zaman umut taşıyan, bedeni kalbine dar gelen kocaman yürekli güzel kız. Sen hiç mi mutluluktan ağlayamayacaksın yarınını düşünmeden? Hiç bitmeyecek mi acabaların, keşkelerin, belkilerin. Ona doya doya sarılmanın tadını çıkartamayacak mısın kimselere hesap vermeden?

Dahası biz hiç uslanmayacak mıyız dünlerimizden.. Hayatla barışık tek yanımızı böylesine tüketmeye meraklı halimiz hiç geçmeyecek mi.. Ne zaman vazgeçeceğiz meçhul sonlardan..
Sorular gibi cevapları da sessiz artık.
Sadece orda bir yerlerde dönüyor işte.
Yara yerine yar diyemiyoruz hiçbirine..

5/17/2010

03,02

Susmak güzeldir. Kimi zaman en güzel cevap, en sert tokattır. Konuşacak çok şeyinin olması da öyle. Nefretten çok canının acısı yükseltir sesini. Çın çın çınlar beyninde bir ses, tanırsın işte, derinden gelen. Bazen yapacak hiçbirşeyinin olmaması da yakar canını. Öyle ya herşey kusursuzken, acıların umutlar şehrinde dolaşırken küçük umutların mutlu olmayı öğütler sana, ayakta durmayı..

Ne zaman seninle konuşmak istesem sanki karşımda o güçsüz, herşeyden bıkmış ama bi' o kadar da bakımlı ve güleryüzlü kişiyi görüyorum. Dakikalar, saatler, günler, aylar geçiyor. Belki de bende başlayan şey yine ben de bitiyor. Merak etme sevgilim yine kendi adıma konuşuyorum. Benim hiç noktalı virgüllerim olmadı. Hayatın bana sunduğu noktaları birleştirip üç noktalar yarattım hep. Şimdi her "sen" anışım da üç nokta ekliyorum sonuna. Devamı sonsuza uzanan binlerce - aşkım - var sana...
Artık sadece "ben" yokum. Senle bir bütün varlığım.
Ben yine aynı yerde, henüz kendimle konuşamazken..
Seni özlüyorum..

"Bana alış" demeyeceğim. Nasıl olsa alışacaksın bir gün. Şimdi çirkinliğimde güzellikler bulan o gözlerin o zaman en güzeli görecek bende! Alışkanlığınla, sevginle yepyeni bir "ben" yaratacaksın benden! Sevgin olmasaydı değersiz bir cam parçasıydım. Sevginle bir aynayım şimdi. Bana bakanlar baştan başa seni görecekler içimde..

Bir zincirin iki halkasıyız seninle anlıyor musun? Aynı kadehte karışmış iki içkiyiz. İki kelimeyiz seninle birbirini tamamlayan. Her yerde iki olduğumuz için bir bütün haline geliyoruz durmadan.

Açılmış bütün kuyuların derinliği içimde seni bulduğum yer kadar derin değil.

5/05/2010

Bil ki..

Farkettim ki bayaa zaman oldu buraya yazmayalı. O yüzden merhaba yeniden sevgili günlük :)


Duruyorum öylece.. Söylenecek binlerce sözden en güzelini, en acıtanını, en ruhuna dokunanını, en mahremini seçiyorum. Gün olur da gidersen tokat yerine yüzüne vurmak için, ya düşerse diye umursamadan akıttığın tüm gözyaşları, tüm geçmiş için. Sahi söylenecek ne çok şey var bize dair ve avazım çıktığınca susacağım ne çok an.. Öylesin ki, yanımdayken bile seni özlemek kapanmaz delikler açıyor ruhumda, gittiğinde durmayan kanama nöbetleri, can çekişmeler.. Ya hiç olmadığını düşünmek? Bir sabah uyandığımda sol yanımı öylece uğurlamak.. Yarım kalmak işte.. Yarım devam etmek, edememek ya da..

Biliyorum bu "bizim" diye haykırabileceğimiz bir aşkımız olamadı henüz. Belki de başkalarına olan büyük özlemindi paylaştığımız. Kaçınılmaz ve aşılmaz duvarlarındı onlar, aşmamı istemedin, hoş zorlamadım. " Ne olursun acıtma beni artık.. Silinmeyen ayak izlerimiz olsun kumsalda, sadece sözlerini bizim bildiğimiz şarkımız olsun.. Bizimle başlasın herşey, senle başlasın.. Beni koyup gitme ne olursun.." dedim içimden bağıra bağıra.
Bil ki, hayatıma tuttuğun gözlerindeki ışık ve varlığındı herşeyi güzel kılan. Nefes almak daha anlamlı, gülümsemek daha kolay. Seninle güzel hepsi işte. Yalnızlığımız var paylaştığımız korkmadan. Sarılmalarımız var, özlemlerimiz var ama hayat denilen oyun sen varken kolay. Hem hayat konuşan binlerce sese, bakan binlerce göze inat inadına seni sevmek işte. Belki de kanayacağını onlardan daha iyi bildiğim halde kayıtsız şartsız güvenmek, inanmak. Yanında olan herşeyi çocukça kıskanmak. Özlemek, istemek, beklemek. Sana varmak işte hayat.. Seni bulmak herşeyde, sana bağlamak herşeyi..

Ah ben - seviyorum! - diyorum cesurca. Olan biten hiçbirşey umrumda değilmişcesine. Babamın bana aldığı ilk pembe balonum gibi, annemin elinden tutup okula yürüdüğüm ilk gün gibi.. Mutlu, telaşlı, heyecanlı ve bi o kadar da kaybetmekten korkan küçük kız çocuğu gibi..

Söyleyemediğim tüm zamanlara inat,
Sadece O'nun bildiği,
Sevgilim.
Yaşanan, yaşanmayan, kanayan, kanatılan her an,
Seni çok seviyorum.


Hazal.