12/25/2010

Öyle Gibi.

Bazen sayfalarca yazmak istersin. Bazen olmaz. Bazen ufacık bir şeyle mutlu olursun. Bazen olmaz.

Sevmek gibi. Onu ne kadar çok sevdiğini hissettiğinde midende uçuşan kelebeklerle karnının sıcacık olması, ama ona yeterince yakın olamadığını hissettiğinde içinin titremesi gibi. Öyle gibi.

Göz göze gelmek gibi. O karşında değilken ona söyleyecek binlerce sözü kafanda oturtmak, göz göze geldiğinde ise hepsinin bir tarafa dağıldığına şahit olmak gibi. Filmlerde gördüğün o herşeyi gözleriyle anlatabilen büyülü kızların yeteneğini kıskanmak gibi. Öyle gibi.

Adını söylemek gibi. O -efendim- diyene kadar içinden ona söyleyebileceğin binlerce sevgi sözcüğünü haykırarak sıralaman gibi. Baba gibi, kardeş gibi, abi gibi, aşk gibi. Öyle gibi.

Susmak gibi. Bazen sesinin çıkmaması, konuşamamak gibi. Söyleyeceğin onca şeye doğru zamanı bir türlü bulamamak gibi.

Gülümsemek gibi. Sadece onun gülümsemesini görebilmek için, içine akan gözyaşlarına rağmen gülümsemeyi başarman gibi. Öyle gibi.

Eline yanlışlıkla dokunmak gibi. Bu yanlışlığı binlerce kez yapma isteğiyle dolmak, kalbinin ilk defa ve son defa başka bir tende atacağından emin olmak gibi. Öyle gibi.

Rüya gibi. Uyanmaktan korktuğun.

En değerli kelimen gibi, eşyan gibi, anın gibi, aşkın gibi, ruhun gibi.

Kimseye anlatamadığın en değerli sırrın gibi..

11/25/2010

19

Sen benim sana verebilecek daha fazla hiçbir şeyim kalmadığını bildiğin için gittin.

Çünkü seni daha fazla sevemezdim. Çünkü seni daha fazla özleyemezdim. Çünkü seni daha fazla düşünemezdim. Çünkü senin için daha fazla kendimden ödün veremezdim. Bunların daha fazlası yoktu ki.

Hep seni sevdim ben. En çok seni sevdim. En çok seni özledim yanımdayken bile. En fazla seni düşündüm geceleri acaba üstü açıldı mı, şimdi karnı aç mı, hastalandı mı yoksa ona iyi bakmıyorlar mı diye. En çok senin için kendimden ödün verdim ben. Tabularımı yıktım. ‘Asla’ dediğim ne varsa yaptım.

Sen benim sevgimin ağırlığının altında daha fazla ezilmeye katlanamadığın için gittin. Sen beni, bir gün olsun benim seni sevdiğim kadar sevemediğin için gittin.

Şimdi anlıyorum.

Ben hep en çok seni seveceğim. En çok seni özleyeceğim böyle derinden, etim kemiğimi yakarcasına. Yıllar sonra hala, acaba ne yiyip içiyor, ona iyi bakıyorlar mı diye tasalandığım tek varlık olacaksın sen. Yine senin için kendimden ödün vereceğim, belki zor olacak ama yine sadece senin için, yaşadığın, nefes aldığın her semtte gizli gizli gezeceğim.

Sen buna ciddiyet mi diyorsun? Sen bunlardan - ben bu kadarını kaldıramıyorum - diyerek sıyrılıyor musun? Gerçekten geçireceğimiz onca güzel güne sırtını mı dönüyorsun artık?

Peki.

Ben bu kadar sevebiliyorum seni. Bu kadar özlüyorum. Daha fazlasını, daha iyi sevenini, herşeyini verebilenini bulur musun bilemiyorum. Aslında sen biliyorsun cevabımı; hiç zannetmiyorum.

Sen de biliyorsun, ben daha fazla sevemem seni. Bunun daha fazlası yok ki.

Ben o kadar sen olmuşum ki, benim sana verebilecek bir ‘ben‘im bile yok ki.

Yazık olacak böyle biterse bize, çok yazık.. İçimde kalacak seni her seferinde karşılayan çocuk heycanım..

11/17/2010

19

Artık uzak bir yerde nefes alıp veriyorsun.
Hiçbir şeyin hatırı yokmuş.
Gülümsüyorsun sahte yüzlere.
Ve ben güveniyorum geri gelmeyişine,
Ondan gülümsüyorum.
Beklemiyorum artık seni.
Senin gibisi gelmez demiştim,
Senin gibisi gelmesin zaten.
Bir kere fazladan öldüm,
Bir kere daha istemiyorum.
Ama sen,
Beni düşündükçe,
Umursamayacaksın ama unutamayacaksın biliyorum.
Ve ben,
Seni düşündükçe,
Unutmaya başlıyorum..

Yatıyorum kalkıyorum, yatıyorum kalkıyorum, uyuyamıyorum. Mideme sert yumruklar yiyorum, duvarları tekmeliyorum. Gözlerim yaşarıyor, ağlayamıyorum. Birileri kapıları çarpıp çıkıyor, sesim çıkmıyor, duyuramıyorum. Ben burada ölüyorum.

Şimdi nasılsın bilmiyorum. Mutlu musun göremiyorum. Gözümle görmeden inanmayacağım, biliyorum. Ben aynıyım. İçiyorum kusuyorum, içiyorum kusuyorum. Sıkılıyorum. Sigara yakmak istiyorum. Sigarayı elime aldığımda bana nasıl baktığını hatırlıyorum, vazgeçiyorum. Sevgilim. Ben burada ölüyorum.

Herşey gelip geçer, herkes gitmek için gelir değil mi? O koskocaman adam oluncaya kadar ki zamanında hayatından gelip geçen öylesine biri oluverdim ben de değil mi? Biz farklıydık değil mi? Beraber büyümüştük ve beraber büyümeye devam edecektik değil mi? Seni kendimden daha çok sevmem seni bu kadar çok korkuttu değil mi? Haklısın. Artık bende o kadar çok korkuyorum ki.

Ben seni çok sevdim. Çok. En çok seni sevdim ben. O kadar çok hayalim vardı ki hepsini anlattım sana. Hayallerim korkuttu seni, hayallerimin ciddiyeti korkuttu. Hayaldi oysa onlar. Ben de biliyordum sonsuza dek benimle kalmayacağını, ben de biliyordum Paris’te evimizin olmayacağını ya da bende biliyordum bizim neşe içinde hoplayıp zıplayan çocuklarımız olmayacağını. Sadece seni çok seviyordum. Öylece erkenden çekip gitmeni kaldıramıyordum gitme derken.

Sana benimle evlen demiyorum. Sana ömrünün sonuna kadar benimle ol demiyorum. Sana anlatacak masallarım vardı sadece, yapılacak süprizlerim. Göreceğimiz yerler vardı. Bak Ortaköy küstü bize mesela.

Anlatamıyorum artık. Ne kadar yanlızım ölüyorum desem de kelimelerin sana hissettirdiği kadarıyla yalnızım zannediyorsun beni. İki ay geçti unuttum zannediyorsun, gülüyorum birileriyle, konuşuyorum, nefesim ciğerlerimi yakmıyor zannediyorsun. Sen kendin gibi zannediyorsun beni. Yanılıyorsun.

İki ay geçti ama hala başucumdaki sen geceleri uyutmuyor. İki ay geçti ama hiç azalmadı içimdeki sevgin. İki ay geçti ama adın dilimden düşmüyor. İki ay geçti ama bu kız hala aynı yerde işte, ölüyor.

Biliyorum yaşadığım hayat yordu seni. Ben yordum gerçeklerimle. Hergün uyanmak ve yaşamak zorunda olduğum hayatım yordu seni. Ve ben sen gittiğin günden beri seni yordu diye yaşamak zorunda olduğum hayatımdan nefret ettim.

Bana, kendine, bize yaşatmak zorunda bıraktığın şu durum seni güldürüyor mu bilmiyorum ama beni öldürüyor. Ucu bana çıkan her saniyenle başetmediğinin, beni özlediğinden midene sert tekmeler yemediğinin ya da bunları okurken oturup ağlamadığının farkındayım. Ben yazarken ağlıyorum. Ben adın geçmese dahi her saniye özleminden mideme çok sert tekmeler yiyorum. Ben her saniye bi’ insanın kokusunu duymanın lanetiyle savaşıyorum.

Düşündüm, taşındım, okudum, izledim, baktım. Bize dair yeni eski ne varsa hepsine zaman ayırdım. İnsan hiç durmadan ağlar mı? Ağlıyormuş işte. Hiç gelmeyecek birini hangi aptal bekler ki? Ben bekliyordum işte.

Her yanlız kaldığımda, başım her sıkıştığında, herşey üst üste geldiğinde elime telefonu bile alamıyorum artık. Sana “dön” diyemiyorum. Elim gidiyor evet ama, vazgeçiyorum. Artık anlıyorum ama, yokluğun o kadar keskin ki, geri dönmeyeceğini kafama kaka kaka o kadar iyi anlatmışsın ki, o aptal ben bile anlıyorum artık.

Dönmeyeceksin değil mi. Tamam. Gelme. Hep hayal ettiğim gibi birgün kapımda bulmayacağım seni, beni özlemiş, benimki kadar özlemiş diyemeyeceğim, bana -seni çok özledim- diye sarıldığında. Mutlu bir sonumuz olmayacak bizim. Sonumuz olmayacak ki. Yarım kalacağız hep böyle. Eksik. Sen benim sana büyüteceğim -ciddiyet-ten korkacaksın, ben seninle herşeye razı olacağım. Sen beni -üzmek-ten yeniden -kırmak-tan korkacaksın, ben yokluğundan daha fazla acıtacak hiçbir şey olmadığından emin olacağım. Sen yine de bilmeyeceksin. Kendi doğrularını savunacaksın. Onlara uyup,geçecek 3-5 güzel günümüze acımadan kıyacaksın. Seninleyken acı çekerim zannedeceksin, sensizken öldüğümü görmeden.

Sen böyle mutlu olacaksan yokmuş gibi yaparım ben. Sen mutlu olacaksan ben böyle nefesi zar zor aldığım hayatımda, sana gıkımı bile çıkarmadan acını çekerim ben. Özlersen.. diyecektim de, özlemediğini unutmuşum ben. Evet bunları yazarken hala ağlıyorum ben. Dudağımdaki buruk tebessüm, artık geri gelmeyişine güvendiğimden..

Bekledim belki döner diye, yanımda kalır diye. Yüzü var, sesi yok artık. Ömrüm sessizce gittin benden..

11/15/2010

19

Seni ilk nerede öptüğümü hatırlamıyorum.

Yalan.

Ben aslında hiçbir şeyi unutmam. Seninle ilgili hiçbir şeyi unutmam. İlk gördüğümde ne hissettiğimi, ilk buluştuğumuzda neler olduğunu, gülümsemeni ya da terkedip gitmeni asla unutmam. Bugüne kadar benim neyi unuttuğum görülmüş ki zaten.

Ağzıma sıçıyor tekila. Beynim uyuşuyor. Yemin ederim sikiyorlar beynimi. Hatırlamıyorum hiçbir şeyi. Ne söylediğimi, ne yaptığımı, nereye gittiğimi bilmiyorum. Gözümü bir açıyorum ordayım, beni bırakıp, bizi unutup gittiğin yerdeyim. Sen nerdesin kim bilir.

Allah belamı versin artık. Yapamıyorum. Sen böyle bir ileri, iki geri adım attıkça ben kendi içimde boğuluyorum. Ağzıma sıçıyorsun resmen. “Gittim artık” diyorsun gözüme soka soka, “umrumda değilsin” diyorsun bakışlarınla.

Çağırsam gelir misin?

Gelmezsin. Zaten hiçbir zaman bekle demedin bana. Şimdi farkına varıyorum. Sen beni umursamıyorsun. Eskisi gibi bakmıyorsun artık. “Yine geleceğim ben sana kıyamam zaten meleğim, bekle kafamı toparlamam lazım, bana zaman ver” demiyorsun artık. Gözlerinden anlıyorum bana aldırmazlığını, sözlerinden bile değil.

Ben hala ağzından çıkacak o beş harfe yıllarını verebilecek bir kız çocuğu tanıyorum. Geleceksen sadece, ” bekle ” de diyor hep kulağına. Duyuyor musun?

Ben hala her gece uyuma bahanesiyle yatağına kaçan küçük çocuklar gibi evdeki küçük kalabalıktan sıyırıyorum kendimi. Yatağıma girip yorganı tepeme kadar çekiyorum. İçinde bir zamanlar senin uyuduğun yatağıma kaçıyorum, evet. Gözlerimi sımsıkı kapatıyorum sonra. En başından alıyorum herşeyi. En başından yaşıyorum bizi. Yine o alışveriş merkezinde buluşuyoruz. Yine sarhoş oluyoruz. Yorulmuyorsun ama. Yormuyorum seni ne sevgimle ne yaptıklarımla. Bu sefer elimde olmayan şeylere bile engel oluyorum çünkü! En güçlü benim kaderime karşı çıkıyorum! Ama yine ben, benim. Sana aylar öncesinden doğumgünü süprizleri hazırlamaya başlıyorum. Hevesim kursağımda kalmıyor bu sefer.

İnan yaşadığımız tek saniyeyi kaçırmıyorum. Tek fark hayalimdeki adam senin aksine, her gece bana seni çok özledim meleğim diye sarılıyor, bırakıp gitmiyor. Hıçkırıklarımı değil de kahkahalarımı duyuyor o..

Şimdi de bildiğin gibi, içiyorum.

11/08/2010

19

Aklım almıyor. Yapamıyorum.

Öyle bir kalmışsın ki giderken, kımıldayamıyorum. Gelirsin diye gidemiyorum. İçimden sesler geliyor, sana haykırıyorum. Korkuyorum.

Biri birşeyler konuşuyor, duymuyorum. Sesini unuturum diye onları duyamıyorum.

Sevdiğim her şey gidecek diye korkuyorum. Bu odada nefes aldığını unutacaksın diye korkuyorum ben. Beraber uyuduk diye hala değiştiremiyorum nevresimleri.

Birini hayatına alırsan, sevdiğin için değil, gece hastalandığında kapısına gidip onu görmeyi isteyebilecek kadar mükemmel olduğun için ağlayacağım.

Birini hayatına alırsan ben ona aşkım dediğinde değil, seni asla bırakmayacağım dediğinde ağlayacağım.

Ben hala gelirsin diye gidemiyorum. Çıkmaz bütün yolları zorluyorum. Kurulacak cümle bulamıyorum artık. Bütün edatlar, zamirler, sıfatlar, bağlaçlar yanyana geldi de seni bana getirecek o cümle bir türlü yerine gelemedi sanki. Özlemiyorsun. Ben bir adım geldikçe sen bin adım gidiyorsun -biz- den.

Oysa ben her sabah aynı uyanıyorum. Sana mesajlar yazıyorum. Sana yazılar yazıyorum. Sana süprizler hazırlıyorum. Artık aynadaki bile ben değilim, görüyor musun sana ne kadar da benziyorum?

Telefonunun taslaklarında ” Bir kez daha denesek, seni çok özledim sevgilim, yapamıyorum, özledim” cümleleri dönüp duran bir kızım ben artık duyuyor musun?

Gelirsin diye gidemiyorum. Sen bir türlü gelmiyorsun.

Ben bunları kime anlatıyorum?

11/04/2010

19


Bir gün işte tam böyle olacak.

Sarılmak isteyeceksin çünkü. Seni kimse benim kadar çok sevmeyecek, özlemeyecek. Hastalandığında annenden sonra benim kadar kimse ilgilenmeyecek seninle, kimse üstün açıldığında uyanıp örtmeyecek, kimse sana şarkılar şiirler yazmayacak, her ayına farklı bir süpriz yapmayacak. İnkar ediyorsun ama kimse sana iyi gelmeyecek bu kadar. Kimse kendinden çok düşünmeyecek seni. Bu sefer oldu diyeceksin belki, sevdi zannedeceksin, dokunduğunda aklına geleceğim belki, bir ses bir koku bir sözcük beni hatırlatacak elbet sana, o da pes edecek. Yarım kalacaksın. Eksik bıraktığımız o boşluk hiç dolmayacak.

Çünkü aşık olmak, beğenmek, seviyorum demek değil. Aşık olmak facebookta ilişki yapmak değil. Aşık olmak şehir sinemalarında öpüşmek değil. Aşık olmak benim gibi içip içip kustuktan sonra o kusmuklu ağzını öpebilmek, günlerce yıkanamadığın o zaman bile bundan şikayet etmemek. Çünkü aşık olmak aynı yatağı aynı yastığı aynı evi paylaşabilmek. Aşık olmak çekinmeden yanında sarhoş olabilmek. Çünkü aşık olmak birlikte parasız kalmak, birlikte uyumak, birlikte ağlamak. Birlikte bağıra bağıra şarkı söyleyip sarılmak. Şarkının neresinde gözlerinin içine bakacağını bilmek. Çünkü aşık olmak hastalandığında gecenin kaçı olursa olsun kapısına gidebilmek. Çünkü aşık olmak yeni bir aile tanımak. Çünkü aşık olmak beraber saçmalamak. Çünkü aşık olmak havuzda bale yapmak. Çünkü aşık olmak gerçekten bizi yaşamak. Çünkü aşık olmak ne kadar kaçarsan kaç en başa dönmek. Çünkü aşık olmak verdiğin sözleri yeri geldi mi tutmak zorunda olduğunu hatırlamak.

Çünkü aşık olmak bize bahşedildi.

Peki bi gün, arkana bile bakmadan gittin ve bütün bunları unuttun mu?

Merak etme hatırlayacaksın. Benim canım erken yandı. Geç de olsa senin ki de yanacak bir gün. Bir gün sen de özlemenin verdiği acıyla kemiklerinin yandığını hissedeceksin. Diyorum ya, seni böyle kimse sevmeyecek, farkedeceksin. Kemiklerin yanacak. Canın öyle acıyacak ki, benim gibi gururun g’si kalmayacak sende de belki. Belki inat edeceksin, gelmeyeceksin benim gibi kapıma ama, seni hep seviyor oluşumun altında ezileceksin. Gelmesen bile, “özledim” diyeceksin.

Sen istemezsen demezsin, sen istemezsen özlemezsin bile. Dayanırsın değil mi? Sen beni aramazsın. Gururun ağır basar. Çıkıp gelmezsin. Böyle bir şeye mahkum edersin işte bizi. Boşver. Buraların en güzel kızı olamadım zaten ben hiç, haklısın.

Belki bir ay, belki 10 ay, belki 10 yıl sonra. Belki de hiç.

10/26/2010

19

3 gün sonra yeni yaşıma gireceğim ben. Duydun mu?

Pasta alacaklar bana. Mum koyacaklar belki bir tane, belki yaşım kadar. Hiç birinde dileğim değişmeyecek. Gelmeyeceksin ama dileyeceğim, senden daha fazla ne isterim ki ben? Soluğumu alıp götürdüğün şu hayattan daha ne beklerim ki ben sen olmazsan.

Seni hayata döndüren bendim. Öyle söylerdin. Hatta bazen beni öyle korkuturdun ki. “Sana bir şey söyleyeceğim.” derdin önce, sonrasındaki cümlen “Olmuyor Hazal” diye başlardı. “Olmuyor Hazal, çok fazla seviyorum seni, çok aşığım. Hiç ayrılmayalım söz mü? Sensiz yapamıyorum. Hep benim olsan olur mu?”

“Bana insan olmayı öğrettin. Çok yükseklerde uçuyormuşum, çaresiz kalmayı bilmiyordum aşkım. Sensiz nefes almak çok zor, dön.” diyen ağız, nasıl oldu da ”İstemiyorum, bir daha olmaz” diyebildi?

Sen nasıl beni böyle bırakıp gidebildin? Sen nasıl “biz”e bunu yapabildin? Sen nasıl kendi ellerinle yazdığın onca yazıya, kendi ağzınla verdiğin onca söze ihanet edip meleğine kıyabildin? Sen nasıl kandırdın kızını? Hani ben senin kızınım dediğimde, hep öyle kalacaksın, karım eşim olarak istediğin kadar büyüteceğim seni demiştin. Hani bu artık canımız istediğinde çekip gidebileceğimiz, ayrılabileceğimiz bir şey olmaktan çıkmıştı. Hani Norveç’ten döndüğüm gün sen yokken söz verdim, ” Hele bi’ dön hiç üzmeyeceğim seni” demiştin? Hani en güzel yaşıma, büyüdüğüm o onsekize seninle girecektim. Hani en güzel gün bizim olacaktı?

Şimdi bana doğumgünlerinden bahsetmesinler. Anlatmasınlar bana sürprizlerini. Şiirler yazmasınlar, şarkılar söylemesinler. Bahsetmesinler işte. “Seni seviyorum” demesin bana hiçkimse.

Ben de o ana kadar herşeyin şaka olduğunu düşünmeyeyim artık. Bir yerlerden çıkıp ” Sana en güzel hediye buydu aşkım. ” diyeceğini, boynuma sarılacağını hayal etmeyeyim. Senden başka bana Ortaköy’ü seviyorsun, hadi oraya gidelim bugün senin doğumgünün demesin kimse.

O gün geldiğinde sen de yabancı gibi elleri cebinde karşımda durma. Çok acıttın en son geldiğinde çünkü. Olma böyle olacaksa. Hele eğilip yanaklarımdan öpmeye kalkma sakın. Kollarına dokunamadığım, gözlerine bakamadığım, dudaklarımı tenine değdiremediğim bir sen istemiyorum artık. Eve dönerken keşke sarılsaydık diye mesajlar atma. Madem istemiyorsun, madem vazgeçtin çoktan, madem hayat senin hayatın, madem ben gebersem de anlamı yok, o zaman acıma da.

Şimdi daha iyi anlıyorum. Aynı o sahiplendiğim dizeler gibi.

Daha o gün anlamalıydım. Benim sana erken, senin bana geç kaldığını..

10/07/2010

19

Yazdığım herşeyi okuyorsun, okumasan da bir şekilde haberin oluyor yaptığım herşeyden. Biliyorsun neyin ne kadar önemli olduğunu kısacası, sussan da, o gülümsediğinde kusursuzca kıvrılan kahrolası aşık olduğum dudaklarını birbirine kenetlesen de, biliyorsun işte.

Ayakkabılar ayağımı vuruyor! Lanet olsun o kadar acıtıyorlar ki dayanamıyorum.Sırf onlara dayanamadığım için gideceğim. Sırf bir daha sabahları telefonumun ekranına bakmamak için gideceğim. Şubatta yağmur yağıyor diye gideceğim, başkasının elini tutacaksın diye gideceğim.

Hem söylemedim sana, ayakkabılar ayağımı çok acıtıyor. Benim bile değiller ki. Onlara dayanamadığım için gideceğim gerçekten. Koşamıyorum onlarla nefesim tükenene kadar. Sahilin o en ucuna yetişemiyorum bir türlü. Sigaramı bitiremiyorum tek nefeste. Ruhum acıyor diye ağlamıyorum hayır ayaklarım acıyor!

Senden değil kendimden kaçacağım. Benden vazgeçeceğini bile bile yaptıklarım için kendimi suçlayacağım belki. Pişman olmayacağım hayır, suçlayacağım sadece.

Sen düşünmeyeceksin, belki biraz acıyacak. Hatırlamayacaksın ama kapına seni son kez görmek için geldiğimi. Sana uzanan bedenimin değil, ruhum olduğunu. Yaşanmış herşeyi birkez daha ayaklarına serdiğimi. Tek kelimenle herşeyi değiştirebilecekken, vazgeçmeyi seçtiğini, hatırlamayacaksın ama unutamayacaksın da.

Çünkü en hızlı hatırlanandır
En eski unutulan

Çünkü bilirsin, iyileşmeyecek.

Hiçbir yara hiçbir zaman
tam olarak iyileşmez!

9/27/2010

19

Hiç özlemedim seni.

Hiç aramıyorum sabah kalktığımda yatağın diğer tarafından bana gülümseyen uyku mahmuru gözlerini. Hiç eğilip yanaklarını sıktığımı sonra dayanamayıp öptüğümü hatırlatmıyorum kendime. Günaydın mesajım saatinde gelmiş mi diye kontrol etmiyorum mesela. Sınava hazırlanıyorum ben, yapmam gereken çok şey var, o kadar çok şey var ki seni düşünmüyorum, aklıma gelmiyorsun bile inan.

Hep yatıyorum zannetme. Bütün gün seni düşündüğüm, bütün paramı alkole ve sigaraya yatırdığım yok. İyiyim ben böyle. Hem bayılmıyorum da ne zamandır. Başım dönmüyor, sarhoş olmuyorum, ağlaya ağlaya oturup en sonunda kan kusmuyorum. “Seni çok özledim ben” diye ağlamıyorum gece yarıları, mışıl mışıl uyuyorum. Senin iyi gecelerin olmadan uyuyamam, günlerce uykusuz kalırımdı düşüncen, peh. Ne derdim var ki tatlı uykumu böleceğim.

Soru çözüyorum. Tuvalete gidecek vaktim bile yok, saatlerce tutuyorum çişimi.Aynı şarkıları dinleyip durmuyorum, seninle dinleyip dinlemediğimizi bile hatırlamadığım bir ton müzik dosyası var hem bilgisayarımda, oturup seninle dinlediklerimi seçecek değilim.Bizim şarkımızın çaldığını duyup odamdaki aynayı yumrukladığımı, sonra bağıra bağıra ağladığımı, elimi sarmaya çalışan anneme içimin daha çok acıdığını söyleyemediğim için kendi kendimi yediğimi zannediyorsundur sen. Yanılıyorsun işte.

Önümde bir şişe Jack Daniels duruyor. Sana sakladığımdan değil, canım viski içmek istemiyor. Oldum olası ağır gelmiştir zaten, sevmem ki ben böyle şeyleri. Ben kendimden başka kimseyi sevmem zaten. Hiç sevmemişim bu zamana kadar da. Öyle mutluyum, öyle huzurluyum ki cüzdanımdan çıkan - ilk kredi kartı kullanışımız sakla istersen bunu da - dediğin fişi görünce bütün gün onu düşünmüyorum.

Hele gittiğimiz tatili, yediğimiz yemekleri, izlediğimiz sinema filmlerini zerre kadar anımsamıyorum. Durduk yere parfümünün kokusunu duymuyorum bi’ yerlerden, çıldıracak gibi olmuyorum hiç. Yüzüğü, bileklikleri çıkardım attım. Gereksiz şeylerdi zaten o ne öyle kro gibi. Rehberdeki adını, telefonumdaki ve bilgisayarımdaki resimleri sildim. Çok yer kaplıyorlardı, indireceğim filmlere yer açmam gerekiyordu, yaptım.

Doğumgünüm için gün sayıyorum. Öyle büyük bir kutlama yapacağım ki arayıp aramayacağını, kutlayıp kutlamayacağını bile düşünmüyorum. Ağlamıyorum durup dururken, keşke böyle olmasaydı demiyorum. İyi ki gittin diyorum. İyi ki yoksun.

Nefes alıyorum! Ölmüyorum! Zaten çok sağlıklıyım. Yaşayacağım uzun yıllar var. İlaçlar filan çok işe yaradı, o kadar iyiyim ki. Mutluyum da. Gülüp geçiyorum herşeye.

Benden güzel oyuncu oluyor da, bunları yazarken bile canım çok acıyor sevgilim.Gözlerimden yaşlar boşalıyor. Daha çok özlüyorum seni, yalan söyleyemiyorum ne sana, ne kendime. Olmuyor. Gel, yine haklı çık her zaman ki gibi sen. Yeniden kurallar koy istediğinden. Ben birşey demem bakarım sessizce.. Yerine gelmesin bi’ başkası.. Yerime..

9/26/2010

19

Bugün kedimin doğumgünü, bugün asetonum olmadığı için sıkıntıdan sürdüğüm kırmızı ojeleri çıkartamadığım gün, bugün kendimden bir kez daha nefret ettiğim gün, bugün dershanede sigara içme özgürlüğüne kavuştuğum gün, bugün minibüste ağladığım, kro amcaların beni teselli ettiği gün ve bugün nefes alamadığım yedinci gün.


Sen bunları bilmiyorsun, bilmeyeceksin. Minibüste eve dönerken yine kendime aykırı şarkılar dinledim. Minibüste bile ağlayabiliyorum artık. Yapabiliyorum evet. Bugün minibüste ağladım. O amele dediğimiz bıyıklı şöför amcalardan biri mendil uzattı bana. Kulaklığımı farketmedi önce, radyoyu açtı, Müslüm baba. Filmlerdeki gibi ” Ağla açılırsın kızım ” dedi bana sonra. Ağladım bende ama Müslüm Gürses’te değil, Leman Sam - Gül Güzeli’nde. Tatildeyken bir akşam konserinde çalmıştı. Bi’ gün ölürsem beni bu şarkıyla hatırla demiştim sende suratını buruşturup ” Ne alaka şimdi? Niye bu şarkı? ” demiştin. Çünkü o an öyle istemiştim ve hala da öyle istiyorum sanırım. Gerçi o kadar bile hatırlamayacaksın beni ama olsun.

Şimdiden hatırlamıyorsun zaten beni, belkilerin arkasına sakladın kendini kaçmak için, iyi tanırım seni. O gün telefonu ” yine konuşacağız ” diye kapattığında ben bunun, senin hoşçakalın olduğunu biliyordum. Beni aramayacak, sormayacak, hayatımdan tamamiyle çıkacak ve bana yine - aklı sıra - iyilik edecektin. Yine başa sarıyorum boşver. Seni çok özledim ondandır.

Sadece gereksizlik ayırdı bizi değil mi diyorum kendi kendime ilk sarhoş olduğum anda. Hep bu soruyu düşünüyorum, hep. Dün nişan vardı. O elbiseyi o kadar beğenerek almıştım ki, ben de dahil olmak üzere herkes beni çok beğendi. Gerçekten güzel olmuştum. Beni öyle görmeni isterdim. Sonra da gülerek ” Güzelsin haa” danalığını yapmanı isterdim. Geri gelmeyen, düzelmeyen hiçbir şey gibi bu da olmadı. Ben yine, herzaman ki gibi ve her zaman olacağı gibi seni özledim.

Ha bi’ de son olarak, bugün yine beni ağlarken bırakıp gittiğin yerden geçtim. Bir hafta geçmiş olmasına rağmen acım aynıydı. Orada ağlıyordum ama hiç değilse sen elimi tutuyordun, bugün yoktun. Ve bir daha olmayacaksın.

Geri dön demiyorum. Geçmiş güzel değil. Beni de al sadece yanına. Küçük İskender gibi sofrada bi’ tabak daha istediğim de yok.

Sen ol sadece.